Tek parti iktidarı krizi önleyebilir mi?

Tek parti iktidarı krizi önleyebilir mi?

3 Kasım 2015 Salı  |   Köşe Yazıları

Son "Üniforma" başlıklı yazımızın sonunda şöyle demiştik..

"Halk bütün bu insanların maaşlarını kendisinin ödediğinin farkında değildir.. Faciası onun yerinde olsa o da aynı şeyleri yapacaktır.."

Bu yazıdan üç gün sonra seçimlere gittik.. YSK henüz resmi sonuçları açıklamasa da 13 yıldır iktidarda bulunan AKP 317 milletvekili ile tek başına iktidar.. Yapacak bir şey yok.. Madem ki demokrasi diyoruz, bununla da yaşayacağız .. Esasında şaşılacak bir şey yok, ülkenin geneli %60-65 lik "sağ muhafazakar seçmen"den oluşuyor.. Bu 1950 den bu yana böyle.. Solun oyu %35-40 civarında kalıyor.. Bu kadar yoksulluğun, yolsuzluğun, yasakların olduğu bir ülkede sol bu halde kalıyorsa bizce kendine bakmalıdır.. Bu derin analizleri ülkede mebzul miktarda bulunan siyasilere ve siyasi analistlere bırakarak yeni dönemde bizleri neler bekliyor onu irdeleyelim..

Dünya 2008 büyük krizinden sonra alışılmadık bir yola sapmış, tüm sorunlarını para basarak halletme yoluna gitmiştir.. Bugün geldiğimiz noktada gelişmiş ülkelerin merkez bankaları bilançoları devasa boyutlara ulaşmıştır.. 2003 yılından 2008 yılına kadar 800-900 milyar dolar seviyesinde seyreden Fed (Amerikan Merkez Bankası) bilançosu Eylül 2008 de başlayan çılgınlıkla bugün itibariyle 4,5 Trilyon dolara ulaşmıştır.. ECB (Avrupa Merkez Bankası) bilançosu 1 trilyon Euro civarından 3 trilyon  Euro'ya yükselmiştir.. BOJ (Japon Merkez Bankası) bilançosu 800 milyar dolardan 3 Trilyon dolara ulaşmıştır..Bunları çoğaltmak mümkün..

Esasen 2008 krizinde dünya ekonomileri çok daha büyük bir sorunla, üçkağıtla, dolandırıcılıkla yüzleşmek zorunda kalmıştır.. Derivative (Türev Ürünler).. 2008 yılında 700 trilyon dolar boyutunda olan bu atom bombası 2012 yılında bazı kaynaklara göre 1,200 trilyon dolara yükselmiştir.. Dünyanın tümünün Brüt hasılasının 70 Trilyon dolar olduğu düşünülürse elimizdeki bombanın büyüklüğü daha kolay anlaşılabilir..

Bunlar büyük rakamlar ama, mevzuya gelmeden önce bahsetmek gerekiyordu.. Dış borcumuz AKP iktidara geldiğinde 129 milyar dolarken, dünya krizinin geldiği yıl olan 2008'e girdiğimizde 250 milyar dolara ulaşmıştı.. Ondan sonraki 7 yıllık durgun ekonomide 405 milyara çıktı.. Önce Derviş'in uyguladığı müstemleke politikaları sayesinde 2008 e kadar akan para, peşinden de tüm dünyada kontrolden çıkan para arzı sayesinde 13 yıllık dönemde ülkeye inanılmaz para geldi.. Bu paraların hiçbir kuruşu üretime yönelmedi.. Paranın tamamı inşaata, faizlerini ödeyebilmesi için hazineye ve tüketim için hane halkına aktarıldı.. Sonra gelen paralar devam edebilmek için yeniden ve tekrar inşaata, faizler için hazineye, faizlerini ödeyebilmek için yeniden hane halkına aktarıldı..

Maalesef ihracat yüz ağartıcı durumda değildir.. Son 12 aylık ihracat 145 milyar dolardır.. Bunun 21 milyarı tarım ürünüdür..Tarıma dayalı sanayi ürünleri (ki bunlar, tekstil deri ve halıdır) 11 milyar dolardır.. Kimya (?) ürünleri 16 milyar dolar, hazır giyim ve konfeksiyon 17 milyar, otomotiv 21 milyar dolar, demir-çelik  13 milyar dolar, maden 4 milyar, klima 4 milyar, elektrik elektronik ve hizmet (?) 11 milyar, makine ve aksamları 6 milyar dolardır.. Kalan tüm ihracat 21 milyar dolardır.. Tüm bu ihracatlar için yapılan ithalatlara değinmeyeceğim ama, tüm bu ihracat kalemlerinde bize ait bir şey yoktur , tamamı fasondur, tamamı montajdır.. İnnovatif HİÇBİR ürünümüz yoktur.. Kendimize ait markamız yoktur..

Bilişim sektöründe sadece tüketici yönünde gelişme sağlanmıştır.. Dünya çapında bir yazılımımız olmadığı gibi işin hammaliyesinde bile bir markamız olmamıştır..

Özelleştirme neredeyse tamamlanmıştır.. Cumhuriyetin başından beri kurulan tüm tesisler, şirketler, telekomünikasyon, doğalgaz, elektrik aklınıza ne gelirse satılmıştır..

Bunların üzerine fizibilitesi tartışmalı 3. köprü, 3. havalimanı gibi "fantezi" yatırımlarla ülkenin geleceği üzerine de ipotek konulmuştur..

Türkiye 13 yılını heba etmiştir.. Bir sürü duble yol yapılmış, bir sürü AVM dikilmiş, bir sürü bina dikilmiştir.. O kadar.. Bunlar bir sürü insanı zengin etmiş ama yarattığı milyarderler kadar fakir fukaradan servet transferi yapılmıştır.. Bunun devam etmeyeceği/edemeyeceği  aşikardır.. Sorun şuradadır.. Uluslararası finans kapital kendi parasıyla yarattığı bu zümreye bu parayı yedirmeyecektir.. 

Dünya bu para bolluğunu ve düşük faizleri ne kadar devam ettirebilir bilinmez, ama ilanihaye devam etmesi mümkün değildir.. Faizler bu yıl Aralık ayında olmasa bile 2016 da artmaya başlayacaktır.. Faizlerin artması GOÜ (Gelişmekte olan ülkeler) ve bizim gibi GNOÜ (Gelişmeye niyeti olmayan ülkeler) para girişini zayıflatacak, zorlaştıracaktır.. Para girişi bir yana para çıkışının hızlanmasından endişe etmekteyiz..

Türkiye bol para döneminde çok hızlı bir dönüşüm sağlayabilirdi.. Ar-Ge ve innovasyona ayrılacak birkaç milyar dolar ülkenin katma değerli ürünlerini ve markalaşmasını yaratabilirdi..

Hangi parti iktidarda olursa olsun, gelen fırtına tüm GOÜ ve GNOÜ'leri etkileyecektir.. Bizim gibi zayıf ülkeleri ise daha çok etkileyecektir.. Kimsenin elinde sihirli değnek olduğunu sanmıyoruz..

Önümüzdeki 18 ayda kusursuz fırtına beklentimiz devam ediyor.. Şansımız petrol fiyatlarının düşüklüğü ve devalüasyonla rekabet imkanımızın artması gibi görünse de ihracatın artmaması, büyümenin sınırlı kalması gün gibi ortadadır.. Türkiye'nin sorunları devasadır..

Sınırlarımızda akan kan ve karışıklık sorunlarımıza yardımcı olmamaktadır.. İstikrarsızlığa kısa sürede çare de görünmemektedir..

Tedavi için teşhisin konulması gerekmektedir ki, ufukta bunu kabullenmiş kadrolar göremiyoruz..

Elbette ki kriz son istediğimiz şeydir çünkü bedelini hem beraber ödeyeceğiz.. İnşallah yanılıyoruzdur..

Zaman ayağını yorganına göre uzatma zamanıdır.. Ama sanırım geç kaldık..

Not: Bu yazıyı aşağıdaki linkten de okuyabilirsiniz:

http://nasrullahayan.blogspot.fr/