Edi bese!

Edi bese!

6 Mayıs 2016 Cuma  |   Köşe Yazıları

Bugün Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'i dinlerken dehşete düştüm.. Sayın Şimşek BES'e katılımın otomatiğe bağlanacağını ve zorunlu olacağını keşfetmişti ve üzerinde çalıştıklarını müjdeliyordu..

Ben şahsen devlet-i ali ne zaman bir müjde verse tüylerim diken diken olur, şiddetle ürperirim ve korkarım.. Bu kerre de öyle oldu.. Hafızamı yokladım, biraz google'ladım ve bu muhteşem fikrin sayın bakana ait olmadığını, devletin geleneğinde var olduğunu ve bu keşfin çok eskiye ait olduğunu buldum...

Bakın nasıl...

Devlet-i Ali, cumhuriyet döneminde ilk defa 1961'de bu işi keşfetmiş. Çıkarılan bir yasayla 10 yıl vadeli %6 faizli tasarruf bonosu çıkarmış.. Bu bonolardan da gelir vergisi, kurumlar vergisi, veraset ve intikal vergisi mükelleflerinin vergi matrahlarının %3'ü oranında satın almak zorunda bırakmış.. Niçin ? Çünkü halk geri zekalıdır, tasarruf yapmayı bilmez.. Ne yapmalı ? Herşeyi düşünen devlet bunu da halkın yerine düşünmeli, halkı zorla tasarrufa teşvik etmelidir.. Arada adamın ihtiyacı olunca - e, insanoğlu ihtiyacı olur.. Düğünü olur, hastası olur, cenazesi olur, olur da olur - ne yapacak bunları satacak yer arar.. Devlet ne kadar zekiyse vatandaş da ondan geri kalmaz.. 2. el piyasası oluşturur, Istanbul'da bankerler türer..Bu bonoları alıp-satmaya başlarlar.. Herkes memnundur esasında.. Fakat devlet bununla yetinmez neden çünkü o devlettir ve haksız kazanca karşıdır(!).. 1969'da yeni bir yasa çıkarır ve der ki, "bana tahsile getirdiğiniz bonoları nereden bulduğunuzu belgeleyeceksiniz, belgeleyemeyenden %40 vergi alırım".. Ne vergisi diye sormayın geleneğimizde bile var "Deli Dumrul Vergisi".. Bir anda bonolar çöker, insanların elindeki bonolar tuvalet kağıdına dönüşür.. Devlete güvenip bonoları alanlar batarlar..

1974'te "Halkı Yatırımlara Teşvik Fonu" diye bir fon icat ederler.. Anladığım kadarıyla Anayasa Mahkemesi bu fonu "iktisadi alanda devlet müdahalesine olanak vermesi nedeniyle" anayasaya aykırı bulur..

Peki devlet vazgeçer mi ? Asla ..

1970'lerin ortalarında DÇM (dövize çevrilebilir mevduat) keşfedilmiştir.. Kısaca "sen bana dövizini ver, ben sana olunca veririm" olarak tarif edilen bu sistem sonunda "yaw sen dövizini döviz olarak geri istiyorsan epey bir süre bekleyeceksin, ama karşılığı TL'yi ülkede mevcut yabancı sermaye işletmelerinin hisse senetlerinin satın alımında, yabancıların Türkiye'deki turizm yatırımlarında, fason imalat yaptırılmasında, navlun ödemelerinde kullanabilirsin"e dönüştü.. Sonunda bu borçlar tasfiye edilir ama devlet gene maçın ortasında kuralları değiştirerek oynamıştır. 1980'lerin başında bu alacaklar yurtdışında 1 doları 18 centten işlem gördü.. (Bu konuda daha fazla bilgi isteyenler için : http://dövizecevrilebilirmevduat.nedir.com sitesine bakabilirler)..

1983 Özal iktidarıyla ülke başka bir boyuta geçmiştir.. Necip halkımız vergi vermeyi sevmediğinden devlet de seve seve almayı tercih ettiğinden olay "fonlar" vasıtasıyla soyma boyutuna geçmiştir.. Bu anlayışla devlet ilk akla gelen :

- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik fonu (Fak-Fuk-Fon)

- Kamu Ortaklığı Fonu

- Toplu Konut Fonu

- Savunma Sanayii Destekleme Fonu

- Tanıtma Fonu

- İhracatı Geliştirme Fonu

- Afetler Fonu

- Özel Sektöre Maden Kredisi Sağlama Fonu (!)

- Faiz Farkı İade Fonu

- Organize Sanayi Bölgeleri ve Küçük Sanat Siteleri Fonu

- Sanayi Kredisi Fonu

- GAP Bölge Kalkınma Fonu,

gibi akla hayale gelmeyecek fonlarla soygun başlamıştır.. Öyle ki 1992 ye gelindiğinde tam 105 fonun gelirleri bütçe gelirlerinin %57'sine ulaşmıştır.. Anlaşma aslında iki tarafın da zevk aldığı bir anlaşmadır..  Halkımız, vergi ödemeyerek zevk almakta, devletimiz de şeytanın aklına gelmeyecek formüllerle o vergiyi seve seve tahsil etmektedir.. Bütçe dışı fonlar esasen zorunsuruna dayanmaktadır, ama olsun mutabakat oldukça kim karışabilir.. 

Bu kadar değil tabii.. 12 Eylül faşist darbesinin ardından gelen ekonomi yönetimi faizlerdeki narhı kaldırınca faizler kudurdu.. Devlet sübvansiyonu kalkınca halkın elindeki paralar bankerler vasıtasıyla bankalara oradan da bankası olan sanayicilere aktı.. Para azdı ama altın vardı, millet elindeki bilezik, kolye, yüzük ve hatta evlilik alyanslarını satıp faize yatırdı..  Köşebaşı bankerleri dışında banka sertifikaları pazarlayan bankerler de vardı.. Bunlardan en büyüğü olan Cevher Özden nam-ı diğer Banker Kastelli batmadan önce tam 10 bankanın mevduat sertifikalarıyla sisteme 2,5 milyar dolar aktardı.. (2,5 milyar doları düşünürken, Türkiye'nin o tarihteki ihracatının o kadar olduğunu göz önüne alın..) Tabii, sistemin %150 ile toplanmış bu kadar büyük parayı ödeyecek parası yoktu.. Hem devlet onlara parayı bankerlere verin dememişti ki.. Önce Kastelli yurtdışına kaçmaya ikna edildi, o gidince en büyük medya kuruluşu "Kastelli kaçtı" diye manşet attı, manşetten sonra devletin maliye bakanı "vatandaş kumar oynamıştır" dedi, cunta dönemin başbakan yardımcısı ve maliye bakanını (Turgut Özal ve Kaya Erdem) istifaya zorladı.. Ha, para ne mi oldu.. Faizsiz zamana yayılarak, enflasyon ortamında pul edilerek ödendi.. Hem canım parayı verenler bu faizleri alırken ödenmeyeceğini düşünmemişlerse devlet ne yapsın..

Bitti mi ? Biter mi...

Halkımız tasarruf edemiyor, edemeyince de ev sahibi olamıyor diye düşündü devlet-i ali.. Hemen 1986 da Konut Edindirme Yardımı (KEY) icat edildi.. Millet yine seve seve maaşlarından kesinti yapılmasına razı oldu.. Para Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresine yatırıldı.. 1 dolar 600 lirayken başlayan mecburi kesintiler 1995 e kadar dolar 30,000 lira oluncaya kadar devam etti..Enflasyon ortamında pul edilen para hak sahiplerine dolar 1,500,000 lirayken (2008 de) iade edildi.. Devlet bu paranı yer mi.. Yemez, piç eder.. 

Sonra ...

Halkımız ve çalışanlarımız tasarruf etmeyi bilmemektedir.. 1988 yılında bir yasa çıkarılır adı da güzeldir ha !! Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabı Kanunu... Hem canım sadece çalışanlardan kesilmeyecektir, devlet de bu hesaba para yatıracaktır, yeter ki vatandaş para biriktirsin, valla kötü bir niyetleri yoktur.. 15 yıl sonra bu kanun ortadan kalkar, paralar da pul olarak ödenir..

Efendim badehu..

2000 yılında İşsizlik sigortası Fonu kurulur.. Amaç işsiz kalanların mağdur edilmesini önlemek gibi ulvi bir mevzudur.. 2015 yılı sonuna kadar bu fonda faiz dahil biriken para 130 milyar lirayı bulmuş durumda.. Fondan bugüne kadar işsizlik maaşı olarak işçilere ödenen para sadece 10,8 milyar lira.. Devletin malıymış gibi devletin buradan GAP ve diğer kalkınma projeleri için Hazine'ye aktartığı para 10,4 milyar lira.. İŞKUR'a aktarılan 4,3 milyar.. Kalan 93,1 milyar nerede derseniz, Hazinenin bilançosuna bakın.. Orada Hazinenin Varlıkları içinde görünüyor.. Tabii canım işçiler kim ki, vatandaş değil mi.. Vatandaşın parası, devletin sayılır..  

Bitmez ki..

1999 da olan deprem felaketinin ardından deprem vergileri icat edilir..10 yıl içinde 24,1 milyar lira toplanır (20 milyar dolar) .. Ondan sonrasını bilemiyoruz, çünkü artık sayıştay çalışmıyor.. Ne birikti ne harcandı bilmiyoruz.. Depreme karşı önlemlerde kullanılmak üzere verdiğimiz paralara ne olduğunu soranlara mevcut Başbakan Yardımcısı eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in verdiği cevap hala kulaklardadır.. "Yol yaptık ya"... 

Bu kadar değil elbette.. Sürüyle var daha.. Ama bu kadarı bile beni yordu.. Kalanını da siz bulun..

Şimdi de BES'i mecburi yapacaklarmış..

Esasında BES başlı başına bir yazı konusu.. Başka bir zamana inşallah..

Kürtlerin dediği gibi..

EDİ BESE ! (Yeter artık)