Dolar düşmez, düşemez-2

Dolar düşmez, düşemez-2

9 Ekim 2015 Cuma  |   Köşe Yazıları

Dünkü yazımızı 1989 yılında doların değerinin 2,300 liraya ulaştığında bırakmıştık.. Bugün oradan devam edeceğiz..Dönemleri mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışıyoruz ancak, sebep ve sonuçları görebilmemiz için bazen çok kısa olamayabiliyor.. Affınızı rica ediyoruz..

1989'a gelindiğinde durum şudur :

Siyasal açıdan : 6 Eylül 1987 referandumu iktidarın bütün çabalarına rağmen "evet"le sonuçlanmış 12 Eylül faşizminin yasakladığı tüm partiler ve liderleri üzerindeki yasaklar kalkmıştır.. 1989 yılında yapılan yerel seçimleri muhalefet partileri bir "ANAP" referandumuna çevirmiş, sonuçta ANAP %21,75 oy alarak bir dönemin sonuna geldiğini anlayınca Turgut Özal çareyi köşke çıkmakta bulmuş ANAP da bir daha iflah olmamıştır..

Dış Borç : 12 Eylül'de ülkenin dış borcu tüm Cumhuriyet tarihinde toplam 19 Milyar dolarken 1989 sonunda 44 milyar dolara ulaşmıştır..

İç Borç : 12 Eylül'de 721 Milyar TL (9 Milyar dolar)  olan iç borç 1989 da 41,934 Milyar TL'ye  (18 milyar dolar) ulaşmıştır..

57 yıllık Cumhuriyet tarihinde 28 milyar dolar borçlanan ülke sadece 9 yılda bunu 62 milyar dolara ulaştırmış, buna da ANAP ve Özal mucizesi demiştir.

Oysa ne güzel atasözlerimiz vardır.. "Borç yiyen kesesinden yer", ya da "borç yiğidin kamçısıdır".. Buradaki kamçı hep demokrasilerde "taxpayer" ın (vergi ödeyici) sırtında olsa da bizde kapitalizm vergi ödemeyi sevmediği için hep halkın sırtına vurulmaktadır.. Ne gam, ekonomi büyüyor ya..

Oysa esas güzel atasözü "borç alan emir almayı öğrenir"dir..Kimine göre Kanuni, kimine göre de IV. Murat tarafından söylendiği iddia edilen bu söz bugün bütün dehşetiyle karşımızdadır..

1990 ve 1991 yıllarını bir şekilde idare eden ANAP hükümeti ekonomik koşulların ağırlaşması ve Körfez krizinin patlaması  nedeniyle 1992 yılında yapılması gereken seçimleri 1 yıl öne almış ve 20 Ekim 1991'de seçimlere gitmek zorunda kalmıştır.. Seçimlerden Süleyman Demirel liderliğindeki DYP birinci, HEP'le ittifak yapan SHP üçüncü parti olarak çıktı ve bu iki parti koalisyon kurarak 8 yıllık ANAP dönemini sona erdirdi.. 

DYP-SHP koalisyonu kurulduğunda (1992 başı) dolar 2,311 liradan 5,075 liraya (%119 artış - iki yıl) İç borç 2 yıl içinde (dolar cinsinden 18 den 20 milyar dolara) 2 milyar dolar artmış, dış borçsa 43 milyar dolardan 53 milyar dolara çıkmıştır.. 

Esasında tüm melanetlerin zirveye çıktığı dönem 12 Eylül'ün gelişiyle birlikte anılmalıdır.. Çünkü 80 sonrası değişen dünya "büyüyen pazar" olarak gördüğü Türkiye'ye borç almayı öğretmiştir..

Demirel hükümeti ve Özal'ın ölümüyle bu kere Demirel'in köşke kaçışıyla iktidara gelen "ekonomi dehası" Çiller döneminde 93 sonunda dış borçlar 17 milyar dolar artışla 70 milyar dolara iç borçlar da 20 milyar dolardan 25 milyar dolara çıkmıştır.. Artık borç sarmalı öyle bir hale gelmiştir ki, ülkeye taze para girmese bile "borcu döndürerek"  her yıl sadece faizlerin eklenmesiyle borç büyümeye devam eder duruma gelmiştir.. 

Bu yıllar aynı zamanda Kürt hareketine karşı devletin sertleştiği dönemlerdir.. Önce Özal'ın ölümü arkasından Temmuz 1993'deki Başbağlar baskını sonrasında devletin yumuşamayı bir kenara bırakarak PKK ile savaşa başlaması zaten bozuk olan ekonominin üzerine "savaş maliyetini" de eklemiştir.. 

Tam böyle bir dönemde "ekonomi dehası" Prof. Dr. Çiller'in beyninin yarısı durumunda olan "süper zeka bulunmaz Hint kumaşı" Osman Ünsal'ın "piyasada tek alıcı biziz, piyasa ya bizim istediğimiz faizlerle bize para verir ya da almayız" şeklindeki ekonomik kitaplara girmesi gereken (!) buluşu sayesinde piyasa hükümete "yaw he he" diyerek bono yerine dolar almaya koşmuş "devletin bu harakirisi" doların 14,000 liradan 42,000 liraya gitmesine ve devletin 1 puan fazla vermem inadı sonunda 3 aylık bonoya %50 (yıllık bileşik %406) faiz vermesiyle sonuçlanmıştır..

Borç alan emir almayı öğrenir.. Eğer ekonominiz borç batağına saplanmışsa ve eğer paranız makbul bir para değilse önünde sonunda parayı verenin şartlarına uymak zorunda kalırsınız.. İşte Türkiye'yi saçma sapan 1994 krizine götüren durum budur..

Bu dönemden de göreceğiniz gibi Türkiye'de dolar düşmez düşemez.. Yarına da 2000-2001 krizine giden dönemi anlatmaya ve yazmaya çalışacağım.. Ayrı yazı olmasının sebebi hem gerekçelerinin, hem ülke gerçeklerinin, hem de rakamların ve boyutlarının farklı olması ve uzun bir yazı olacağı gerçeğindendir..

Biliyoruz bu yazı dizisi biraz pehlivan tefrikası tadında görünse de gerçekten böyle irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum..

1. bölümü okumak için tıklayın